Köşe Yazıları

Ey halkımız , siyasetçileri tanrılaştırıp ne olur onlara tapınmayın …

Biliyorum temsili demokrasi tüm dünyada olduğu gibi bizde de çok büyük kriz ve açmaz içerisindedir.

Tabii bu krizin temel sebeplerinden en önemlileri, özellikle son dönemlerde neredeyse tüm dünyanın yaşadığı toplumsal, ekonomik, politik ve coğrafik , yani sınırsal değişimlerdir.

Bu değişimlerin zorlaması neticesinde Klasik- Geleneksel politikaların çehresinin de farklı bir boyuta gitmesinin de kaçınılmaz sonuçları yaşanmaktadır.

Yıllardır bizlerede yutturulan Modern politikaların en önemli unsurunun demokrasi olduğu daha doğrusu temsili demokrasi olarak ta isimlendire gelen klasik ” yapmacık ” demokrasinin de bu nedenler ile etkilenmemesi beklenemezdi.

Yutturma temsili demokrasinin artık yutturma yeteneğini kaybettiği : yeni ambalajlar ile bezenmiş yeni toplumsal- politik -esaretik- yaklaşımlar ve zorlama bakış açıları ile önümüze getirilmeye çalışılanın ” TEOLOJİK “bir olgu olduğunun farkındamıyız ?

Hepimizin malumu ve yıllardır hep bizlere gelenek ve görenekmiş gibi yaptırılan ve bizlerin de yaparken ve kullanırken sesimizin bile çıkmadığı , belli aralıklarla ( hoş, KKTC’de hiç tam zamanında seçimler yapılamadı ya ) seçimlerde oy kullanarak hani kendimizi temsil ettiğini düşünerek seçtiklerimiz var ya onları bizler birer ELİT’imiz olarak kutsamaktayız.

Yani temsili demokrasinin şu an ki tanımı, sizlerin bizzat seçtiği vekiller tarafından yönetildiği ve yalnızca seçim dönemlerinde hatırlandığınız bunun dışında sizlerin hiç bir zaman hatırlanmadığı ve ülke yönetiminde hiç bir etki ve yetkinizin bulunmadığı aksak ve sakat bir sistemin tam da adıdır temsili demokrasi .

Hal böyle iken ,katılımcı demokrasi ,

yıllardır uygulanan ve mutlak başarısız olmuş temsili – demokrasinin yerine uygulanması gereken yeni bir açılımdır diye düşünmekteyim.

Aslında bir çok ülke katılımcı demokrasiyi uygulamaya başladı bile.

Değerli okurlarım : Katılımcı demokrasinin en önemli özelliği siyaset, sivil toplum ve tüm halk kitlelerinin ortak sorumluluk alarak oluşturdukları, EŞİT NİMET, EŞİT KÜLFET , anlayışlı paylaşımcılık üzerine kurulu bir modeldir.

Katılımcı demokrasinin oluşma koşulları bazı şartlara bağlıdır. Bu şartlar yaşadığımız siyasi kültüre göre şekillenmektedir.

Kısaca, katılımcı demokrasi için en önemli öğe, tartışma ve uzlaşma kültürünün egemenliğidir. Çünkü var olan sorunları tespit etmeyi – sorunların kaynağını tespit etmeyi – sorunun taraflarını tespit etmeyi ve bu sürece katılan tüm tarafların aktif olarak katılımı, sorunu tartışması ve uzlaşarak çözümlemesini içeren yeni bir ROL modeldir.

Peki şimdi yaşadıklarımızı ne ile tanımlamamız gerekir kıymetli okurlarım ,

Sosyal devlet olgusunun eritilme süreci ile birlikte sosyal dayanışmaya gereksinim , mutlak bir ihtiyaç ve zaruriyet hali olmalıdır. Bazıları tarafından unutulmuş ta olsa , Sanayi devrimi sonrası yaşanılan toplumsal hadiseler en genel anlamıyla yoksulluk ve yoksunlaşma ve akabinde ortaya çıkan bunalımların yarattığı tüm sorunların, sadece birey üzerine bırakılamayacak kadar devasa olduğu, dolayısı ile günümüzde de , toplumsal dayanışma ve sorumluluğun sosyal ve paylaşımcı çerçevesi içerisinde bizler güzel ülkemiz KKTC’de en güzel renk ve çizgilerin sergilenmesi yukarıda ifade edildiği gibi katılımcı demokrasi ile ancak sağlanabilir.

Sonuç itibarı ile ,

Bizleri yönetenlerin yanlış ve adaletsiz uygulamaları karşısında onurlu , haysiyetli ve sorgulayan yaklaşımlar sergilememiz en önemli vazgeçilmezimiz olmalıdır. Bunu hiç birimizin eğilip bükülmeden yapması asgari insan davranışımız olarak düşünmeliyiz.

Tıpkı Milattan önce 399 yılında hiç tereddüt etmeden ailesi ve tüm sevdiklerini arkada bırakarak ona reva görülen BALDIRAN ZEHİRİNİ içen ünlü filozof SOKRATES gibi olmayı göze alamazmıyız ?

Kıymetli okurlarım, yazımın sonunu izninizle ,

Sokrates’in onurlu davranışları , ifadeleri ve ona yaşatılanlar ile bitirmek istiyorum.

Yargılama sonucunda Baldıran zehri içirilerek öldürülmesine karar verilir.

“Sokrates, bir ay hapis yattıktan sonra kendisine baldıran zehrini sunup “iç” dediler. Hiç tereddüt etmeden içeceği sıra da hanımının ağladığını duydu ve “niye ağlıyorsun?” diye sordu. Hanımı “seni suçsuz yere öldürüyorlar” dediğinde Sokrates, eşine şu karşılığı verdi: “iyi ya işte suçlu yere öldürülsem daha mı iyi olacaktı” dedi.

Sonra da ağlamaya başlayan talebelerine dönüp “unutmayın ben ne ilk ne son olacağım hak ve hakikati, gerçeği günlük hayat kaygılarının üstünde tutan birçok insanın akıbeti benim gibi olacak” dedi ve baldıran zehrini içerek öldü.

O gün bugündür inandığı değerler uğruna, doğru yaptıkları adına eğer birileri tarafından anlaşılmazda mahkum edilirse ve kendisine zehir verilip içmesi istenirse bunu rahatlıkla içen, onuru ve haysiyetiyle yaşayan, dik duran, eğilmeden, satılmadan ,yaşayanların kullandığı bir metafordur bu baldıran zehri.

” Değerli okurlarım şurası çok dikkat çekicidir ki Sokrates i mahkum eden 501 kişinin adını sanını yer yüzünde bilen yoktur fakat Sokrates bütün görkemiyle yaşıyor”

Bu makalem ,

Ülkemiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve atamızın önderliğinde kurulan büyük Türkiye Cumhuriyeti’nde onuru ile yaşamak isteyen tüm insanlara atfen yazılmıştır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu